“Ziyaretçi Defterleri“

Eskiden bir çok otelde “Misafir Defterleri“ bulunurdu. Hatta benim de, bu defterlerle ilgili bir anım var. Bir zamanlar Endonozya’ya bir çekim için gitmiştim. Havalanından tercümanım ve şöförüm tarafından alınarak, doğrudan otele getirildi. Bir sonraki gün çekime çıkacaktık. Lombok ve Bali adalarında sokak fotografları çekecektik. Planlar yaptık. Ayrıldık. Uyuyamadığım için otelin lobisinde aylak aylak oturuyordum. O yıllarda internet yoktu. Sadece iricene bir misafir defteri. Yuvarlak bir masanın üzerine konmuş, otel lobisinin neredeyse en önemli bir mobilyası gibi sunulmuştu. Sayfalarına epeyce yazılmıştı…

Bu anı bana, sadece iki sergimde konulan “Ziyaretçi Defteri“ni anımsattı. İlki 1997 yılında “REGENHITZE“ (Yağmur Sıcağı) sergimin yapıldığı Münih Kentindeki “Goethe 53“ isimli galeriye konulmuştu. Bir ay sonra galeri yöneticileri sergi ile birlikte bu defteri bana teslim etmişlerdi. Kimisinin yazısı ecik-bücük, okunmuyor. Kimisi de okunması (okumam) için özel çaba sarfetmiş… kimisi uzun uzun yazarken bazıları “Çok güzel bir sergi“ gibi, kısa yazmışlar.

Sergilerimde ikinci kez bir defter koyma fikri, geçen yıl (2014) Foça’da yaptığım “Balığın Öyküsü“ isimli sergimin düzenleyicilerinin aklına gelmiş. Bir önceki defter de olduğu gibi, kısa ve övücü tümcelerin yanısıra, sergi ile daha fazla ilgilenenler neler anladıklarını da yazmışlar.

Bu defter olayı neden önemli?

Ülkemizde güzel sanatlarda olduğu gibi, fotograf konusunda yazan-çizen takım yetersiz. İyi bir resim değerlendirilmesi yapılamadığı gibi, fotograf değerlendirilmesi neredeyse hiç yok. Ki, ben de dahil herkes bir sergi ortaya koyuyorsa, koymayı düşünüyorsa veya gerçekleştirmişse, bir tartışma açmak, karşılıklı dertleri dile getirmek vs. ister.

“Harika abi“, “gözüne layık“ ve böylesi başka deyişlerle ne kendisini ne de karşısındakini geliştirebilir. Bu meseleye nesnel kalmak koşulu ile herkese yararlı olabilir. Bence mesele: Bir tartışma, bir sohbet geliştirebilmektir. Özellikle sergiler bunun ortamını hazırlarlar. Üzerine konuşmak, yazmak gerekir. Bir fikir belirtmek gerekir. Örneğin: Derneklere üye olup, birşeyler öğrenip ve birbirleri ile hemen hemen aynı fotografları çeken insanları övmek yerine “hepiniz aynı fotografları çekiyorsunuz, tekilleşmeye çalışın“ diyebilmeliyiz. “Fotografın sosyal-toplumsal görevi hakkında düşünceleriniz nelerdir?“ diye sorabilmeliyiz. Kısaca birbirlerini öven bireyler yerine, karşılıklı gelişebilmenin yollarını araştırmalıyız.

“HDR yapmışsın“;

“hangi optikle çektin?“

“Falanca makina“, vs. gibi konuşmalar yerine, içerik konuşmaya yatkın olunmalı, diye düşünüyorum. Yaşadığımız toplumda sadece oyumuzu vererek demokrasiyi geliştiremeyiz. Kendimizi, uğraşımızı, dünyaya bakışımızı da geliştirmeliyiz. Yaptığımız herşey ile en yakın çevremizden en uzak çevremize dek, her şey için sorumluyuz.

Bu sorumluk omuzlarımızda bir ağırlık teşkil etmez, tam tersine sorumluluk kişisel gelişmemize de önayak olur.

Sergi defterinden başlamıştım. Onunla bitireyim. “Balığın Öyküsü“ sergi defterine Balıkçı İbo şunları yazmış:

Balıkçı İbo’nun el yazması

Bu yazı nedeniyle (söz uçar yazı kalır) bu emekçi, kendini, meseleğini, mesleki, insani zorluklarını anlatırken, bana da insanlık hakkında, ülkem hakkında bir kez daha düşünmeye yönlendirmiş; kendime çeki-düzen vermemi sağlamıştır. Fotografın bu hassasiyetini ve gücünü bir kez daha anlamış, gittiğim yolun “taşlarına“ bakmayı terketmememi sağlamıştır.

20th January 2018

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.